<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Söyleşi &#8211; Cüneyt Ayral</title>
	<atom:link href="https://ayral.com/category/soylesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://ayral.com</link>
	<description>C&#252;neyt Ayral Resmi Web Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 May 2025 14:16:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">245719718</site>	<item>
		<title>Cüneyt Ayral&#8217;ın Şiir Kitabı Yokların Ardından ve Diğer Eserleri Hakkında Tarık Günersel İle Söyleşisi</title>
		<link>https://ayral.com/cuneyt-ayralin-siir-kitabi-yoklarin-ardindan-ve-diger-eserleri-hakkinda-tarik-gunersel-ile-soylesisi/</link>
					<comments>https://ayral.com/cuneyt-ayralin-siir-kitabi-yoklarin-ardindan-ve-diger-eserleri-hakkinda-tarik-gunersel-ile-soylesisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 14:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ayral.com/?p=14373</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Cüneyt Ayral ile şiir kitabı Yokların Ardından (Oğlak) ve öbür eserleri hk söyleşi -Tarık Günersel" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/fc5v0kxvQao?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ayral.com/cuneyt-ayralin-siir-kitabi-yoklarin-ardindan-ve-diger-eserleri-hakkinda-tarik-gunersel-ile-soylesisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14373</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ölümle Randevumuz Var</title>
		<link>https://ayral.com/olumle-randevumuz-var/</link>
					<comments>https://ayral.com/olumle-randevumuz-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 14:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ayral.com/?p=14367</guid>

					<description><![CDATA[Vüs’at ile ilgili bir yazı yazmak benim için çok zor olacaktı, hele hele Ayşe Bener’in öldüğünü öğrendikten sonra.&#160; Edebiyatımızın en önemli adlarından birisi olan yazar Vüs’at O. Bener 10 Mayıs 1922 de doğmuştu. 2022 yılı onun 100’üncü yaş günüydü… Vüs’at ile 70’li yıllarda başlayan dostluğumuz 90’lı yıllarda onun bana kırgınlığıyla&#160;duraklamış, 31 Mayıs 2005’te ölümüyle de...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Vüs’at ile ilgili bir yazı yazmak benim için çok zor olacaktı, hele hele Ayşe Bener’in öldüğünü öğrendikten sonra.&nbsp;</strong></p>



<p>Edebiyatımızın en önemli adlarından birisi olan yazar Vüs’at O. Bener 10 Mayıs 1922 de doğmuştu. 2022 yılı onun 100’üncü yaş günüydü…</p>



<p>Vüs’at ile 70’li yıllarda başlayan dostluğumuz 90’lı yıllarda onun bana kırgınlığıyla&nbsp;duraklamış, 31 Mayıs 2005’te ölümüyle de sonsuzluğa doğru yuvarlanıp gitmişti.</p>



<p>Kardeşi Erhan Bener’in oğlu Yiğit Bener, Vüs’at ın önem verdiği yeğeniydi. Yiğit’i ayrı bir sever, üzerine titrer, yazdıklarına apayrı bir değer biçerdi.&nbsp;</p>



<p>Yiğit de amcasının 100’üncü yaş gününde onun tüm eserlerini yayımlayarak edebiyat dünyamıza önemli bir katkı sunmuştu.&nbsp;</p>



<p>Yiğit benim Vüs’at ile dostluğumu bildiğinden tüm kitaplarını bana da göndermişti, ben de bir yazı yazacağımı söylemiştim. Olmadı, beceremedim. Vüs’at ile ilgili bir yazı yazmak benim için çok zor olacaktı, hele hele Ayşe Bener’in öldüğünü öğrendikten sonra.&nbsp;</p>



<p>Tarihe not düşmek açısından bir iki not yazayım…</p>



<p>•&nbsp;Vüs’atın son şiir kitabında,&nbsp;<em>Manzumeler</em>’de yayımladığı şiirlerini yazmasına ben neden olmuştum, ısrar etmiştim şiir yazması için.&nbsp;Yazmıştı! Zaten öykülerinde kurduğu cümlelerin her biri şiir tadındaydı. Onun “Ölüm karası önlükleri ile çocuklar” deyişini unutamam.</p>



<p>•&nbsp;<em>Bay Muannit Sahtegi</em>&nbsp;romanındaki “çeşmi bülbül” delikanlı benim.</p>



<p>•&nbsp;Tek kişilik tiyatro eseri olan&nbsp;<em>İpin Ucu</em>&nbsp;oyununu ilk kez ben basmıştım. O zamanlar 1000 Tane Yayınları’nın sahibiydim. Kitabın ilk baskısı olan bu yayınında yazarın elyazısı da vardır.</p>



<p>Ogitto’da bu yazıdan önce son yayınlanan yazım 2 Aralık 2023’teymiş, yani bir yılı aşkın bir süredir yazamamışım.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="450" src="https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/himi1.jpg" alt="" class="wp-image-14369" srcset="https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/himi1.jpg 800w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/himi1-300x169.jpg 300w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/himi1-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Mart 2023’te 70 yaşındayken&nbsp;<em>Gösteri</em>&nbsp;dergisinin emektarı, editörü Hami Çağdaş ölüp gitti…</p>



<p>Hami ile en son Biz TV için yapmış olduğum edebiyat programında birlikte olmuştuk, ondan önce&nbsp;<em>Hürriyet</em>&nbsp;gazetesindeki odasında buluşur yazılarımın, şiirlerimin ederi hakkında konuşurduk, her seferinde utanarak telifleri söyler, sonra da başlardı söylenmeye.&nbsp;</p>



<p>Hami ölümü üzerine yazamadıklarımdandır.</p>



<p>Yüz yaşında öldüğünde hâlâ çalıştığını bildiğim Hıfzı Topuz hakkında ve onunla dostluğumuza ilişkin notlara da yer verdiğim bir yazıyı Beşiktaş Belediyesi’nin dergisi için yazdım, ancak bu yazı çok uzun zaman geçmiş olmasına karşın dergi yayımlanmadığı için ortaya çıkamadı. Şimdi de belediye başkanı tutuklu olduğu için soramıyorum.&nbsp;</p>



<p>O yazıyı muhtemelen Ogitto’da yayınlayacağım, ancak önce izin almam lazım elbette. Hıfzı bey benim “hiç ölmeyeceklermiş gibi gelenler” listemin basındaydı ama öldü!</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Liz-behmoaras.jpg" alt="" class="wp-image-14370" style="width:841px;height:auto" srcset="https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Liz-behmoaras.jpg 800w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Liz-behmoaras-300x169.jpg 300w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Liz-behmoaras-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>“Küçük Dev Kadın Azra” Azra Erhat’ın biyografisini yazmaya başladığındaki heyecanını her buluşmamızda bana aktarıyordu Liz Behmoaras.</p>



<p>Liz’in asıl adı LİZİ’dir ve benim beşikten beni arkadaşımdır.&nbsp;</p>



<p>Suadiye’nin yazlık olduğu yıllarda mahalleden geçen aynı dondurmacıdan dondurma alırdık,&nbsp;o, ablam, kardeşi Metin ve ben. Sonra yıllar hepimizi bir tarafa itti. Metin Londra’da yaşıyordu, hastaydı, 2023 te öldüğünü çok sonra öğrendim.</p>



<p>Lizi ile her İstanbul’a gittiğimde buluşuyorduk, zaman zaman da yazışıyorduk. Kitaplarının Fransa’da da yayımlanmasını istiyordu, o konuda konuşuyorduk.&nbsp;</p>



<p>İstanbul’da buluştuğumuzda, ya Nişantaşı’nda bir kafeye gidiyorduk ya da Reasürans pasajında bana yemek ısmarlıyordu.&nbsp;</p>



<p>Benim hayatımı merak etmişti, ben de en karanlık yanları dahil ona eksiksiz anlatmıştım.&nbsp;<em>“Azra’nın kitabını bitirince senin hayatını yazacağım ama roman olarak yazmam lazım ki çok da ele vermeyeyim seni”</em>&nbsp;diyordu, gülüşüyorduk.&nbsp;</p>



<p>Azra çıktığında konuştuk, ona İstanbul’dan gelecek bir yolcunun adresini verdim, imzalı kitabını oraya göndereceğini söyledi ama aradan birkaç gün geçmişti, 17 Şubat’da ölüm haberi geldi. Kanserdi. Direniyordu, son birkaç İstanbul seyahatimde buluşmalarımızı son dakikada ertelemiş,&nbsp;“yorgunum, gelemeyeceğim” demişti. Lizi ile birlikte çocukluğum da öldü gitti.</p>



<p>Son şiir kitabımı hazırlıyordum, adını “Ölümle Randevumuz Var” diye koymuştum, çünkü 2019 yılında akciğerimde beliren noktaları ciddiye almamıştım ve 2024 sonlarında onların kanser olduğunu öğrenmiştim, yani kitabın adı çok gerçekçiydi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="800" src="https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Ece-Turaman.jpg" alt="" class="wp-image-14371" srcset="https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Ece-Turaman.jpg 800w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Ece-Turaman-300x300.jpg 300w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Ece-Turaman-150x150.jpg 150w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Ece-Turaman-768x768.jpg 768w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2025/05/Ece-Turaman-500x500.jpg 500w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>1976 yılında ressam Ece Turaman ile 1 Mayıs günü, rahmetli dostum Timur Selçuk’un Ankara Çağdaş Sahne’deki konserinde tanışmıştık, arkadaşlık ediyorduk. Bana çini mürekkebiyle yaptığı resimlerini göstermişti. Resimler benim o dönemde yazmakta olduğum şiirler ile örtüşüyordu.&nbsp;</p>



<p>Ece’ye sokakta şiir resim sergisi açmayı teklif etmiştim.&nbsp;</p>



<p>Bu teklifimin ardından kendimizi geceleri, onun evinin salonunda siyah kartonlara beyaz çini mürekkebi ile benim şiirlerimi yazarken bulduk. Yorulduğu zamanlarda, evdeki duvar piyanosunda Chopin çalardı, sonra bu Chopin’leri bir kaset yapıp vermişti bana. Bir gün bizim eve geldiğinde, odamda, yatağın üzerinde oturmuş, benim kara kalem bir portremi bile çizmişti. Bir gün de bana kahverengi mürekkep ile yaptığı bir resmi armağan etmişti.</p>



<p>Ece ile arkadaşlığımız annesinin uygun bulmaması üzerine 6 ay gibi kısa bir süre sonra durdurulmuştu.&nbsp;</p>



<p>Ardından o Birmingham’a resim okumaya gitti. Sanıyorum 1979 yılıydı, Hollanda’dan İngiltere’ye giden gemide onu görmüş sonra da Londra’ya giden trende isteyerek karşılaşmış, kısaca konuşmuştuk. Sonra 80’li yılların başında bir gün Topkapı Sarayı’nın Harem dairesinin önünde sıra beklerken yeni evlendiğim eşim ve yeni evlendiği kocası ile karşılaştık selamlaştık.</p>



<p>Bir kitabın öyküsünün ardında böyle bir yaşanmışlık var.&nbsp;</p>



<p>Kitabı hazırladım, içine Ece’den bana hatıra kalan resimleri koydum, kapağına da mürekkeple yapmış olduğu resmi.&nbsp;<em>Ölümle Randevumuz&nbsp;Var</em>&nbsp;ve aklımda kalan bir sergi, o nedenle bu kitap çok önemliydi benim için.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://cdn.oggito.com/images/full/2025/5/IMG_2181.jpg" alt=""/></figure>



<p>Ece’nin Ankara Koleji’nden sınıf arkadaşı bir büyükelçi benim de arkadaşımdı, ona söz ettim kitaptan, sır tutmasını istedim ve diplomatlığını kullanıp Ece’nin Londra’daki adresini almasını rica ettim, çünkü kitap çıkınca ona da göndermek istiyordum ve adresini unutmuştum, oysa Londra’daki evine gitmiştim ve kapıdan kovulmuştum, nedense uzunca bir süredir Ece benden uzak durmayı yeğliyordu, oysa ben 49 yıl önce annesinin bizi neden ayırdığını hâlâ merak ediyordum.</p>



<p>Diplomat olan arkadaşım, beceriksiz bir diplomat çıktı! Ece’yi arayıp ne dediyse, çok kızdırmış ve kitabın yayımlanmasına izin vermemiş… Çok üzülmüştüm yıl 2023’ün sonlarıydı, yani ilk şiir kitabım yayınlandığından beri 49 yıl geçmişti. İlk olan “Başkaldırma” adındaydı. Hakkı Göçeoğlu’nun fotografları vardı kitapta.</p>



<p>Sıkıntımı ve üzüntümü editörüm, yayıncım ve dostum Senay Haznedaroğlu’na anlattım, o da bana o zaman yeni bir kitap yaparsın deyiverdi.</p>



<p><em>Yokların Ardından</em>&nbsp;kitabı böyle çıktı ortaya, ön kapağına ressam Ece Turaman’ın 1976 yılında yapmış olduğu resmi koydum, arka kapağına ise aynı ressamın çizdiği kendi portremi…&nbsp;</p>



<p>Ben de olan resimlerini kullanmadım.&nbsp;<em>Ölümle Randevumuz Var</em>&nbsp;başlığını ise bir bölüm başlığı olarak koydum kitaba.</p>



<p>Yayıncım ve editörüm bu kitabın özel bir kitap olduğunu o nedenle de özel bir baskı yapacağını söyledi. Sonuç olarak ilk kitabımdan 50 yıl sonra, kitap 100 adet ve numaralı olarak basıldı, hepsini tek tek imzaladım, sert bir kapak ve özel bir kâğıt kullanıldı. İkinci baskısı yapılmayacak.</p>



<p>Arşivlerimi karıştırırken Ece’nin Londradaki evinin adresini buldum ve kitaptan bir&nbsp; tane postaladım. Geçen gün postadan geri geldi üzerinde REFÜZE EDİLMİŞTİR diye yazıyordu İngilizce. Canı sağ olsun!</p>



<p><em>Yokların&nbsp;Ardından</em>&nbsp;kitabını edinmek isteyen ancak&nbsp;<a target="_blank" rel="noreferrer noopener" href="http://www.oglak.com/">www.oglak.com</a>&nbsp;sitesinden edinebilirler, piyasaya, kitapçılara verilmedi, çünkü çok özel…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ayral.com/olumle-randevumuz-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14367</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cüneyt Ayral: Kitaplarımla ilgili ilk kez siz konuşuyorsunuz</title>
		<link>https://ayral.com/cuneyt-ayral-kitaplarimla-ilgili-ilk-kez-siz-konusuyorsunuz/</link>
					<comments>https://ayral.com/cuneyt-ayral-kitaplarimla-ilgili-ilk-kez-siz-konusuyorsunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Jun 2024 17:57:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://ayral.com/?p=14299</guid>

					<description><![CDATA[O2&#8217;ye konuşan Cüneyt Ayral &#8220;Yazar kimliğimle Fransa’da saygı görüyorum. Burada öyle bir şey yok. Burada ancak sutyenci, doncu olursanız basında yer alıyorsunuz. Yoksa kitaplarımla ilgili ilk siz konuşuyorsunuz işte&#8221; dedi. Renkli, zeki, tutkulu&#8230;Daha sayabilirim&#8230;O halde sayayım. Yazar, rehber, flanör, gezgin, turist, sürgün, mülteci, gazeteci&#8230;Bir yerde durmak zorundayım&#8230;Ama şunu da ekleyeyim izninizle, aşk yorgunu&#8230;Şair, yazar, gazeteci,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>O2&#8217;ye konuşan Cüneyt Ayral &#8220;Yazar kimliğimle Fransa’da saygı görüyorum. Burada öyle bir şey yok. Burada ancak sutyenci, doncu olursanız basında yer alıyorsunuz. Yoksa kitaplarımla ilgili ilk siz konuşuyorsunuz işte&#8221; dedi.</strong></p>



<p>Renkli, zeki, tutkulu&#8230;<br>Daha sayabilirim&#8230;<br>O halde sayayım. Yazar, rehber, flanör, gezgin, turist, sürgün, mülteci, gazeteci&#8230;<br>Bir yerde durmak zorundayım&#8230;<br>Ama şunu da ekleyeyim izninizle, aşk yorgunu&#8230;<br>Şair, yazar, gazeteci, fotoğraf sanatçısı, küratör ve rehber Cüneyt Ayral&#8217;ı tanımayan yoktur&#8230;</p>



<p>Hayatının kapılarını bize açan <strong>Cüneyt Ayral</strong>’ı İstanbul’a gelmişken yakaladım ve<em> Oğlak Yayınları</em>’dan yayımlanan kitapları üzerinden Fransa’daki hayatını, sıfırdan kurduğu iç giyim krallığını, batışını ve hayatının kadınlarını konuştuk.  Macera dolu geçen yetmiş yıllık hayatında, yalnız olmayı tercih eden ve aşka aşık Ayral, “Yalnızlık her zaman benim için çok büyük bir lüks olmuştur,” diyor ve geçmişe doğru bir yolculuk yapıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="684" src="https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2-1024x684.jpg" alt="" class="wp-image-14302" srcset="https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2-1024x684.jpg 1024w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2-300x200.jpg 300w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2-768x513.jpg 768w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2-1536x1025.jpg 1536w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2-365x243.jpg 365w, https://ayral.com/wp-content/uploads/2024/06/cuneyt-ayral2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Cüneyt Ayral, şiir roman ve deneme türlerinde pek çok kitaba imza atmış bir isim. Yazarın Oğlak Yayınları’ndan çıkan kitapları şöyle: Gölgedekiler, Paris Bambaşka, Tembel Gurmalar İçin Sandviçler ve Salatalar, Benim Paris’im, El Çabukluğuyla Marifet, Sizin İçin Pişirdiler ve Kambur. Ve bunlar sadece sayabildiklerimiz…</p>



<p><strong>Çok renkli, tutkulu, hayat iştahı yüksek olan birinin çerçevesini nasıl belirlemeyelim ki tüm tanımlamaları içinde barındırsın? Yazar, rehber, flanör, gezgin, turist, sürgün, mülteci, göçmen, malumatfuruş, haneberduş, meraklı, aşk yorgunu, kalp kırgını, gazeteci, maceracı, kaşif ve devam ediyor&#8230; Cüneyt Ayral kimdir? Hepsi mi hiçbiri mi?</strong></p>



<p>Cüneyt Ayral aslında çok kendi halinde, çok fazla ortada görünmeyi sevmeyen, tutkuları olan, rahmetli İlhan Berk’in deyimiyle aşka aşık bir adamdır.</p>



<p><strong>İçe dönük müsünüz?</strong></p>



<p>Herkes beni dışa dönük bilse de içe dönük bir kimliğim var. Kendimi içimde yaşarım. Dışarıya çok göstermem gerçek Cüneyt’i. Paris’te yaşıyor olmamın nedeni bu. Tahminlerin aksine, tanınan birisi olmayı sevmiyorum. Yazar ve şair olarak bilinmeyi seviyorum. Bu durum egomu okşuyor. Kitaplarım dışında çok fazla ortalıkta olmayı sevmiyorum açıkçası.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>“İş adamı kimliğim çok merak ediliyor”</strong></h3>



<p><strong>Kalıpların dışında, yaratıcı düşünebilme becerinizi nasıl anlıyorsunuz ve hangi deneyimlere ya da öğrenimlere bağlıyorsunuz?</strong></p>



<p>İlk otobiyografi kitabım Yolculuk’u 50. yaşımda sipariş üstüne yazmıştım. Yolculuk, yüzde yetmiş beş doğru bir tanım çünkü esasında bir başarısızlık öyküsü. Biliyorsunuz iç giyim sektörünü Türkiye’de ilk kuranlardan biriyim ve iş adamı kimliğim çok merak ediliyor. Ben de onlara istediklerini az vererek daha çok kendi kimliğimi anlattım. Bazı şeyleri de uydurdum.</p>



<p><strong>Çocukluğunuza, Yaşiner apartmanı günlerine gidelim, nasıl bir eve, nasıl bir aileye doğdunuz? Anneniz nasıl bir kadındı?&nbsp; Kitaplarda babanızdan hiç bahsetmemişsiniz, onunla nasıl bir ilişkiniz vardı?</strong></p>



<p>Annem ve babamla ilişkilerim çok mükemmel değildi. Biz Sabetaist bir aileyiz. Selanik, piyasada dönme diye bilinir. Babamlar, varlık vergisinde çok dayak yediklerinden Sabetaistliği&#8217;nin ortalığa çıkmasından çok korkardı. Bu konu hiç konuşulmazdı. Çok başarılı bir iş adamı değildi. Annem ise başarılı bir kadındı ama lükse düşkündü. Evimizde misafir geleceği zaman çok zarif sofralar kurulurdu. Ancak biz bize isek akşam yemeğinde hep uyduruk bir şeyler olurdu. O tariflerin hepsi El Çabukluğu Marifet kitabımda. Yemek yapma ve yemek yeme deneyimimi de Sizin İçin Pişirdiler adlı kitabımda anlattım. Çocukluğumun geçtiği Şişli Yaşiner Apartmanı aile apartmanıydı. Büyük bir aileydik. Oturduğumuz Küçük Bahçe Sokağı benim için evden daha önemliydi. Manav Nevruz vardı, Bakkal Abdurrahman Efendi hepsi arkadaşımdı. İçmeyi orada öğrendim.  Mahalledeki insanlarla, esnafla güzel bir ilişkim vardı. Evden çok mahalleyle ilişki kurmuştum. Ablamla aynı odayı paylaşıyorduk, yalnız olmayı sevdiğimden durumdan çok memnun değildim. Yalnızlık her zaman benim için çok büyük bir lüks olmuştur.</p>



<p><strong>Bir de krallığınız var, hem de iç giyim kralı&#8230; Kime Cüneyt Ayral desem bunu mutlaka hatırlıyor. İç giyim defileleri, ünlü yerli ve uluslararası mankenler, iç gıcıklayan resimler. Erotizm. Cinselliğin, hazların o tuhaf, hayal gücüne bambaşka lezzetler kazandıran labirentleri. 80 ve 90’ların Özal, trasformasyon, liberalleşme, kentli yeni sınıfların coşkulu tüketim atakları, haz ve fanteziler dünyası. Cüretkâr, kışkırtıcı, tahrik edici hamleler. O devasa “iç çamaşır” pazarında müthiş bir niş inşa ediyorsunuz. İç giyim işine nasıl girdiniz? Nasıl başardınız? Ne ödünler verdiniz?</strong></p>



<p>1980 yılında sert sıkıyönetim kanunları yüzünden evlenmek zorunda kaldım. Sevgilim vardı, ilk karım İrem. Beraber yaşıyorduk, apartmandan şikâyet etmişler, kapıya asker geldi. “Birisiyle beraber yaşayamazsın” dediler. Yahu benim sevgilim bu. “Hayır, yaşayamazsın” dediler. Onun üstüne hemen evlendik. O dönemde reklam sektöründe metin yazarı olarak çalışıyordum. Her girdiğim yerden de atılıyordum.</p>



<p>Neden?&nbsp;</p>



<p>Huysuz bir adamım çünkü, geçimsiz bir adamım. Adamlar da haklı. Vakkorama açılıyordu, onun açılışında rahmetli Vitali Hakko beni işe almıştı. Yaşar Kemal’i davet edeceklerdi, ben Yaşar Kemal’e telefon ettim. Yani o da yazar ben de yazarım. Bir şey yok ortada.,,</p>



<h3 class="wp-block-heading">&nbsp;“Vitali Hakko, Yaşar Kemal’i aradım diye beni işten attı”</h3>



<p>Vitali çok kızdı. Sen kim oluyorsun Yaşar Kemal’i arıyorsun diye. Ben de ben &#8216;Cüneyt Ayral’ım, kusura bakma &#8216;dedim. Ve beni işten attı tabii. Sonra Mengü Ertel’in yanına girdim. İrem’le evlendik. Mengü de beni işten attı. Karım bir Amerikan bankasında çalışıyordu. Bana dedi ki, “Kendi işini yap. Beş sene seni desteklerim.” İrem harika bir kadındı. Hep görüşürüz, hâlâ. Öyle oldu. Türkiye’de ne iş yaparım diye düşündüm. Benim fetişlerim var. Sütyendi, dondu, bayılırım, dokunmayı da severim. O dönem Türkiye’de doğru dürüst sütyen yoktu. İrem İngilizce Cosmopolitan dergisi alırdı. Bir sayısında küçük bir reklam gördüm, Warner. Rengârenk sütyenler, bayıldım. Onlara teleks yazdım. Sizi Türkiye’de temsil etmek istiyorum dedim. Adam ilgileniriz diye cevap verdi. Örnek istedim. Derdim, sütyenler gelsin, karım giysin (gülüyor). Örnekler geldi, pırıl pırıl, rengârenk; yeşiller, kırmızılar, sarılar, bayıldık tabii. O arada beni askere aldılar. Gittim askere, on üçüncü gündü silahı attım çıktım. En son da, delidir ne yapsa yeridir diye rapor verdiler, bıraktım askerliği. İstanbul’a geldim. Warner’ın Avrupa başkanı geldi. Adam yıllık ne ciro bekliyorsun dedi. Dedim ne cirosu, ithalat yasak Türkiye’ye. Adam deliriyordu. İngiltere’ye, döndükten sonra, bir teleks geldi, tekrar görüşmek istediler. Ancak iç giyim hakkında hiçbir şey bilmiyorum, beni yetiştirmeniz lazım dedim ve macera böyle başladı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">“Türkiye’nin gidişatının böyle olacağını 27 yıl evvel söylemiştim”</h3>



<p><strong>O güne ve bugüne bakalım, ne kadar muhafazakarlaştık değil mi? Dergi kapaklarımız vardı, artık dergimiz yok neredeyse, ne dersiniz?</strong></p>



<p>Türkiye’nin bu gidişatının böyle olacağını 27 yıl evvel Fransa’ya giderken söylemiştim. Kitaplarımdan bir tanesi AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri anlatır. O konudaki yazılarımı da topladığım da bir kitabım var. Orada zaten yazıyor Türkiye’nin AB’ye filan girmeyeceği. Girsek Mi Girmesek Mi?’dir o kitabın adı. Girmeyeceğini anlattım orada. Türkiye’nin gidişatı iyi değil. Bir hareket başladı. Yeterli mi, hayır. Çok daha sert, çok daha net şeyler yapılması lazım bu memlekette. Yoksa Türkiye gümbür gümbür gidiyor maalesef, dışarıdan görüntüsü o. Ve bu beni çok üzüyor. Muhafazakarlık bizim dönemimizde de vardı. Ama bu kadar hırçın değildi. Ben biraz da işimi kaybetmiş olduğuma çok seviniyorum çünkü bugünlerde o iş olsaydı biri gelip çakacaktı o işin içine. Yani beni yaşatmayacaklardı burada, onu biliyorum. Onun için de iyi oldu, hiç olmazsa ben yazar kimliğimle Fransa’da saygı da görüyorum. Burada öyle bir şey yok. Burada ancak sutyenci, doncu olursanız basında yer alıyorsunuz. Yoksa kitaplarımla ilgili ilk siz konuşuyorsunuz işte.</p>



<p><strong>İç çamaşırı ve erotizm sizin için ne ifade ediyor? Erotik nedir? Erotik ve baştan çıkarıcı denilince aklınıza gelen isimler, kitaplar, sanat eserleri, filmler, oyuncular vs. neler?</strong></p>



<p>Bir kere iç giyim Türkçeye benim kattığım bir sözcüktür, iç çamaşırı demem çünkü çamaşır başka bir şeydir. Yani çamaşır dediğiniz zaman yatak örtüsü, gecelik onları söylersiniz. Türkçede bazı sözcükler yanlış kullanılıyor. Sütyen, don, jartiyer, bunlar iç giyimdir. Bana ne ifade ediyor? Bir kere benim için çok ciddi bir fetiş olacak. Onu ifade ediyor. İyi bir koleksiyonerim. Çok ciddi bir iç giyim koleksiyonum var, şu anda satışta. Aklıma ilk gelen isimse Catherine Deneuve. En son Café de Flore’da karşılaştık birkaç fotoğrafını çekebildim. Hâlâ muhteşem bir kadın. Penelope Cruz, erotik bir kadın. Onun dışında eşlerim çok erotiktir. Hep öyle kadınlar seçtim.</p>



<h3 class="wp-block-heading">&nbsp;“Paris’te geçmişim elli yılı aşar”</h3>



<p><strong>Walter Benjamin’in deyimiyle 19. yüzyılın başkenti Paris, Cüney Ayral&#8217;ın tüm bu maceraları arasında nerede? Şehirle nasıl bir ilişkiniz var?</strong></p>



<p>Şehirle nefret ve aşk ilişkim var. İstanbul’la küsüştüm ben.  İstanbullular İstanbul’a sahip çıkmadılar. Hayatımda yaptığım en önemli ve değer verdiğim iş, Kostantıniyye Haberleri Gazetesidir. İstanbul Enstitüsü, Pera Müzesi web sayfalarından okuyabilirsiniz. Paris’te geçmişim elli yılı aşar. İlişkimiz çok uzun. Son zamanlarda Paris kimlik değiştirdiğinden bir nefret doğmaya başladı. Artık kitapçılar lüks giyim mağazaları oluyor. Kafeler saat 11.00’den itibaren restoran halini almaya başladı. Kapitalizmin esiri olmuş durumdalar.</p>



<p><strong>&nbsp;Paris geçmişiyle barışık yaşar. Dünyanın en önemli coğrafyasında yaşarken İstanbul’a bu zulmü neden çektiriyoruz? Türkler geçmişe küskün ve kırgın mı? Yoksa yönetimlerin kurbanı mıyız?</strong></p>



<p>Türk insanının ayarını bozdular, Türk, Kürt, Laz, Alevi diye ötekileştirdiler. Devamlı kavga gürültü var memlekette. Benim hiç aklım ermiyor. Fransa’da Fransız nüfusu yüzde 18. Yani en iyi doktorlar İranlı, Cezayirli. Böyle bir dertleri yok. Türkiye’de inanılmaz bir ayrışma, ötekileştirme var, akıl sır ermiyor.</p>



<p><strong>“İstanbul da, Paris de dişi şehirlerdir. İkisi de bünyelerinde fahişelik barındırır. Alımlı, aşkı çağrıştıran ama ulaşılması ve uzlaşılması güç kadınlar gibidir. Sizinle sevişmesine sevişirler ama hiçbir zaman sizin olmazlar.” Paris Bambaşka kitabınızdan etkileyici satırlar. Sormak istiyorum kalabalıklar şehri İstanbul sizi üzerken, yalnızlar şehri Paris kucak mı açtı? Yoksa mesele bir kadın mıydı?</strong></p>



<p>Aynen öyle. Paris bana kucak açtı. Paris beni koruyor, hâlâ koruyor. Fransızlar bana maaş veriyorlar. Ben Fransız değilim, hâlâ Türk vatandaşıyım.</p>



<p><strong>“Olmaz dediğim birçok şey olmadı hayatımda” diyorsunuz. Neydi bunlar?&nbsp; Yaşamak sürprizlerle doluyken hâlâ olma şansı yok mu?</strong></p>



<p>Benim bir şeye kavuşmak gibi bir derdim hiçbir zaman olmadı. Paris herkesin yalnız yaşadığı bir şehir. Tek başına olmakla yalnız olmak arasında fark vardır. Paris’te yalnız yaşıyorum ama tek başıma değilim. Çok insan tanıyorum. Kafelerin garsonlarından tutun, mahallenin manavına kadar bir sürü tanıştığım insan var. Galiba yalnızlığı çok seviyorum. Bana göre özgürlük duygusu. Size karışılmaması, sizi ellememeleri, istediğinizi istediğiniz anda yapabilme duygusu… Yani ben istiyorsam gecenin üçünde uyanıyorum, kalkıyorum çıkıyorum sokağa yürüyorum. Bu bir özgürlük.</p>



<p><strong>Tüm kitaplarınızı okurken neşenin yanında hüzün, zekanın yanında da naif yönünüz satırlar arasına gömülmüştü. Aidiyet ve kimliklere karşı bir duruşunuz var mı? Gerçek özgürlük, köksüzlükten ve aidiyetsizlikten geçiyor olabilir mi?</strong></p>



<p>Selanikli bir aileden geliyorum. Ciddi bir din eğitimi almadım. Ne Müslümanlığı öğrendim ne de Yahudiliği. Annem babam gezmeyi seven, sosyal insanlardı, biz evde otururduk. Önce Şişli 19 Mayıs İlkokulu’nu bitirdim. Ondan sonra bir sene Alman Lisesi’nde okuduktan sonra Ankara Atatürk Erkek Lisesi’nden mezun oldum. Aidiyet duygusu bende yok. Zaten eşlerimin de sevgililerimin de bende sevmedikleri şey o oldu gibi geliyor. Çünkü hep kendime ait oldum.</p>



<p><strong>Aşktan bu kadar beslenirken yalnızlığı öykünmeniz bir paradoks değil mi?</strong></p>



<p>İki kadına çok aşık oldum. Bir tanesi benden hala nefret ediyor, görüşmüyor. Çok şiir yazdım üstüne. En son Yolculuk kitabımda adını vererek bir mektup yazdım kendisine. Neden ayrıldığımızı bilmiyorum, en çok da onu merak ediyorum. İkinci karıma da çok aşık oldum. Hâlâ aklımın bir köşesinde durur. Benimle yaşamak çok zordur. Ben öyle, yalnız huysuz değil, ben benden nefret ediyorum zaman zaman. Kolay değilim. O kadar çok merakım, o kadar çok denemek istediğim şey var ki…</p>



<p><strong>Mekanları mekân yapan insanlarıysa Paris’in ölümsüz edebiyat kahveleri ve onlarla bütünleşen yazarları anlatır mısınız? Ufak bir edebiyat kahve turu istesem sizden…</strong></p>



<p>Paris’te önemli edebiyat kahveleri Cafe de Fleur ve Les Deux Magots’dur. Gerçi ikisinin de tadı kaçtı, Japon kahvecisi oldular. Artık sıraya girmek zorundasınız kahvede oturabilmek için. İnanılmaz pahalı. Cafe de Bonaparte var. Orada oturuyorum genellikle. Öğleden sonraları beni orada buluyor insanlar. Artık yazarların çok fazla kahve sohbetleri yok. Sartre Nobel Ödülü’nü yine bu kahvelerden birinde reddetmiş. Çok modacıyla tanıştım ben bu kahvelerde. Paris de değişiyor. Her yer lüks mağaza oluyor. Niye öyle oluyor? Çünkü Filipinliler geliyorlar, Araplar geliyorlar ve yalnızca alışveriş ediyorlar. Delirtiyor beni tabii.</p>



<p><strong>El Çabukluğuyla Marifet ve Tembel Gurmeler İçin Sandviçler ve Salatalar. Yemek kitaplarını okumayı seven biri olarak bayıldım. Anneniz nasıl biriydi? Yemek yapma sevginiz annenizden mi geliyor?</strong></p>



<p>Hayır, nenemden. Babaannemin Selanik’te yardımcısı olarak aileye girmiş. Babamı, halamı, kuzenlerimi, Mehmet ile Rıza’yı, ablamla beni büyüten nenemdir. Eşini Balkan Harbi’nde gözünün önünde süngüyle öldürmüşler. Onun üstüne de bir daha hiç evlenmemiş. Çok güzel yemek yapardı. Onun yaptığı paşa köftesi Deniz Gürsoy’un köfteler kitabında ismiyle beraber vardır. Yemek yapmanın keyfini ondan öğrendim. Onun dışında rahmetli Boris Usta, Adnan Menderes’in aşçısıydı, yanında çalışmış olmak büyük bir şanstı. İkinci eşim evde beni rahat bıraktı ve yemek yapmaya başladım. Türklerden paşa köftesini çok iyi yaparım. Bir de nenemin iç pilavlı tavuk dediği bir yemek vardır ama aslında o iç pilav değildir, o bir kızarmış pilavdır. Limonlu ve maydanozlu pilavdır, inanılmaz bir yemektir.</p>



<p>Yazıya : <a href="https://gazeteoksijen.com/o2/cuneyt-ayral-kitaplarimla-ilgili-ilk-kez-siz-konusuyorsunuz-214230">https://gazeteoksijen.com/o2/cuneyt-ayral-kitaplarimla-ilgili-ilk-kez-siz-konusuyorsunuz-214230</a> linkten ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://ayral.com/cuneyt-ayral-kitaplarimla-ilgili-ilk-kez-siz-konusuyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14299</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
