Türkiye’nin ilk doktoralı gazetecisi, cumhuriyetin belleği gazeteci yazar Hıfzı Topuz, 26 Eylül 2023’te hayata veda etti. Dostu gazeteci yazar Cüneyt Ayral, Hıfzı Bey’in ardından duygularını b+ için kaleme aldı.

Hep bir keşkesi vardır ya insanların, benimki de bu işte… Keşke biraz daha yaşayabilseydi de cumhuriyetin 100. yıl kutlamalarında onu dinleyebilseydik…

Çocuklar üç yaşından itibaren yaşamış olduklarını anımsarlar deniliyor. Hıfzı Bey üç yaşındayken Tür- kiye Cumhuriyeti de üç yaşındaydı. Yani o günden bu yana olup biten her şeyi anımsıyordu, o kadar çok hikâye, anı ve yaşanmışlık dinledim ki ondan, hangi birisini anlatsam.

Paris’te Seine Nehri üzerindeki Sain Louise Adası’nda evi vardı. Yıllarca (1G5G-1G83) UNESCO’da uluslararası memur olarak çalışmış ve bu şehirde yaşamıştı. Fransız tarihinin hemen hemen yakın zamandaki tüm kırılma noktalarının tanığıydı. 1G68 olayları ile ilgili bir kitap bile yazmıştı.

Onunla 2004 yılında tanıştık, heyecan verici ilk birlikte fotoğrafımız Sain Louise Adası’nda çekildi. Oradaki dostluğumuz ölümüne kadar sürdü.

Hıfzı Topuz’un İstanbul Yazarlar Sokak’taki evi ilginç bir mekândır, çünkü insanlarla buluşmayı, sohbet etmeyi ve görüş alışverişinde bulunmayı çok seven Topuz’un bu evinde her zaman dostları, arkadaşları ve sevenleri buluşmuşlardır. Evin duvarında anımsadığım en çarpıcı tablo Abidin Dino’nun 10 tane kadar çizmiş olduğu Nazım Hikmet portrelerinden birisidir.

Pek çok kez gittiğim evinde, kimi zaman çalışma odasında baş başa sohbet ediyorduk, bazen de aşağı kattaki salonda oturuyor ve konukları ile tanışıyor- dum. Hıfzı Bey’in evinde çok konuk oldum, 2008 yeni yıl yemeğini onun sofrasında dostları ile birlikte yemiştik. Füsun Özbilgen’i kızı gibi severdi, Filiz Ali ile onun evinde tanışmıştım, Öner Ciravoğlu’nun odasına rahatça gidebiliyorsam eğer oradaki tanışık- lığımızdandır, müzisyen Selami Akpınar’ı da bana tanıştıran odur.

Bir dönem çalışmış olduğum Biz TV’de onunla yapmış olduğum uzun söyleşide o kadar çok anısın- dan söz etmişti ki, hangi birisini anlatsam.

1GG8 yılında 75 yaşındayken romancı olmaya karar verdiğini söylemişti. İlk roman denemesini Akşam gazetesinde çalıştığı dönemde 1G54 yılında Melih Cevdet Anday ile birlikte yaptığını anlatmıştı. Gazetelerin tefrika yayınladığı o dönemlerde birlikte yazmakta oldukları roman bitmeden tefrikaya başladıklarını, her yayınlanan bölüm için beş lira aldıklarını söylüyordu, ancak bu romanda ikisini de adı geçmemiş, takma adla yazmışlar.

Atatürk’ü görüp görmediğini sormuştum ona. Sekiz on kere görmüşümdür demişti. Cumhuriyetin onuncu yıl kutlamaları için Ankara’ya gittiğini, hipodromda yapılan geçit töreninde, en son geçen halkın arasında olduğunu ve Atatürk’ün bakışlarının nasıl etkilediğini bu yüzden geçitte iki kere geçerek bu bakışlarla yeniden karşılamak istemiş olduğunu anlatmıştı bana.

Daha sonra, 1G35’te İran Şahı ile İstanbul’da üstü açık bir araç ile geçişini anlatmış ve alkışlayanları selamlamadığını söylemişti. Çünkü demişti “Atatürk saygılı bir insandı ve alkışların konuğu için olduğunu düşünerek onun önüne geçmek istememiş, konuğunun halkı selamlamasını yeğlemişti” diye açıklamıştı. Bir keresinde de İngiltere Kralı Edward ile Moda’da gördüğünü de anlatmıştı.

Atatürk için “çok batılı, çok efendi ve saygılı birisiydi, Selanikli olmasının ve Manastır’da yaşamışlığının bunda etkisi vardır, insanın davranışlarını çevresi belirliyor” demişti. Atatürk’ün hayranıydı.

Pek çok kitabın yazarı olan Hıfzı Topuz, Sabahattin Ali’nin polis karakolunda işkence ile öldürüldüğünü söylüyordu ve bu katillerin günün birinde ille ortaya çıkacağına inanıyordu. Ergenekon davalarının görül- düğü dönemdeki bir söyleşimizde, Türkiye’nin nereye gittiğini sorduğumda bana, yönetenlerin tarihten ders almaları gerektiğini vurgulamış ve dünyadaki

Hıfzı Topuz, gazeteciliğin bağımsız ve etik kurallarla yapılması için mücadele etti.

diktatörlerin adlarını tek tek sayarak “hiç birisinin sonu iyi bitmedi, bunu görmek gerekir” demişti.

Nazım Hikmet ile olan tanışmasını ve sonrasın- da gelişen dostluğunu da ayrıntıları ile anlatmış ve şairin ses kaydını nasıl aldığını söylemişti bir söyleşimizde. Nazım’ın pek çok şiirini ezbere bil- mediğini de anlatmıştı. UNESCO’da çalıştığı Paris yıllarında Abidin Dino, Avni Arbaş ve daha birçok ressam ve yazar ile olan dostluklarından söz etmiş, onu Nazım Hikmet ile tanıştıranın Abidin Dino olduğunu, Orhan Kemal’in yazarlığını Nazım Hikmet’e borçlu olduğunu ve bunu Nazım’a kendisinin ilettiğini anlatmıştı. Nazım ile Orhan Kemal Bursa Hapishanesinde tanışmışlardı, aynı koğuşu paylaşıyorlardı.

Hıfzı Topuz, buluşmalarımız sırasında, hangi ki- tabı ne için ve ne zaman yazdığını da anlatıyordu. Bugün eğer Afrika’da gazetecilik yapabiliyorsak bunda Hıfzı Bey’in çok ciddi emeği olduğunun altını çizmek gerekiyor, çünkü UNESCO’da özgür haber dolaşımı şefi olarak çalışmış, uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleki iş birliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetmişti. Bu projeleri ayrıca Hindistan ve Filipinler’de de yapmıştı. 1G74-75 yılları arasında UNESCO’dan izinli olarak ayrılmış ve dostu olan İsmail Cem İpekçi ile birlikte TRT’nin yönetimine gelmişti. İsmail Cem’in genel müdür olduğu dönemde Topuz’da radyolardan sorumlu genel müdür yardımcısıydı. Aynı dönemde ben de TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nda programlar yapıyordum.

25 Ocak 1G23 doğumlu olan Hıfzı Topuz, aslında Osmanlı İstanbul’unda doğmuştu, rakı üreticisi olan babasının fabrikalarının TEKEL nedeni ile kapatılmasının ardından ciddi maddi sıkıntılar yaşamış olduklarını anlatırdı. “Her gün evden bir şey satılıyordu, Ayvazoski’nin tablosu vardı mesela, onun satıldığı günü anımsıyorum” demişti. Galatasaray Lisesi’ni ve Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Strasbourg Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış ardından 1G60 yılında basın yayın bölümünden doktorasını almıştı.

Çok belirgin bir cumhuriyet entelektüeli olan Hıfzı Topuz 200G yılında Nişantaşı ile ilgili bir kitap yazmış ve Nişantaşı’nın üç güzel kadınından söz etmişti, o kitabı okuduktan sonra o kadınların üç değil dört olduğunu ve bir tanesinin de halam olduğunu söylediğimde, “o zaman hemen buyursun tanışalım” deyivermişti ve buluşmuşlar eski Nişantaşı günlerindeki anılarını paylaşmışlardı. Halam da GG yaşında hayata gözlerini yummuştu, Hıfzı Bey’den birkaç yaş daha büyüktü 1G1G doğumluydu. Hıfzı Topuz ardında dev bir kütüphane, birçok bilginin saklı olduğu onlarca dosya ve Afrika’da edindiği maske koleksiyonunu bıraktı. Bunların ehil ellerde değerlendirileceğini umuyorum, çünkü onun çalışma odası cumhuriyet tarihimizin bir bölümünü saklıyor.

Hıfzı Bey her yıl en az bir kere Paris’e gelirdi. 48 Rue de Turbigo’da oturduğum 2004-2008 yılları arasında evime gelir soframıza konuk olurdu. Son yıllarını birlikte geçirdiği ikinci eşi Ayşe Topuz ile de bu sayede tanışmıştık. Bundan birkaç yıl önce, sanıyorum son Paris’e gelişinde, artık otelde kalmaya başlamıştı, rahat yürüyemiyor ve tekerlekli iskemle kullanıyordu bu nedenle de fazla kişi ile görüşmek istemiyordu, beni her zaman önceden haberdar eder ve buluşurduk, o zamanlar evli olduğum İklil Hanımı ve kızım Dilara’yı ayrıca sever ve her geldiğinde görmek isterdi.

“Hıfzı Topuz dostları Cüneyt Ayral (ayakta) ve müzisyen Selami Akpınar ile İstanbul’daki evinde. Tarih 2007.”

Covid-1G salgınından hemen sonra bir İstanbul seyahatimde aramış ve ziyaretine gitmek istemiştim, Ayşe Hanım ancak uzaktan görüşebildiğini, salgına karşı korumada olduğunu söylemişti. Gitmemekle hata ettiğimi bugün daha iyi anlıyorum, çünkü ölümünden çok kısa bir süre önce İstanbul’daydım ve aramıştım, Ayşe Hanım geçirdiği bir kazadan ötürü eve konuk kabul edemediklerini söylemiş ve Hıfzı Bey’in hastanede olduğunu söylemeyerek beni üzmek istememişti, dostluğumuzun ve yakınlığımızın tanığıdır.

Bazı kitaplar vardır, okursunuz ve bitmesini bir türlü istemezsiniz, işte Hıfzı Topuz ile dostluk ve onun sohbetleri aynı o kitaplar gibidir. Türk bayrağına sarılı tabutunun başında dururken aklımdan geçen bu oldu.

Bu yazı Beşiktaş Belediyesi’nin internet dergisi için H. Topuz’un ölümünün ardından hazırlanmıştır ancak dergi uzun zamandır yayınlanmamaktadır

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir